Ara
  • Yasmin Oğuz

TANGO VE TEMAS

Yazar:Yasmin Oğuz

Sevgili tangoya başlamak isteyen ve hali hazırda tango dans eden arkadaşlarım merhaba.

Bu başlık benim için çok önemli ve sizin için de ne kadar önemli olduğunu, hem bir sosyal dansçı olarak kendimden, hem de bir eğitmen olarak öğrencilerimle yaşadığım ve gözlemlediğim deneyimlerden biliyorum.

Mesela Tango’ya başlamak istemenize rağmen, çok yakın bir dans olduğunu düşündüğünüz için vazgeçtiğinizi yada ertelediğinizi, hiç tanımadığınız birine dokunmanın yada hiç tanımadığınız birinin size dokunacak olması fikrinin sizi tedirgin ettiğini, ilk derste ellerinizin terlediğini, yüzünüzün kızardığını, bırakın fiziksel teması karşınızdaki ile göz teması kurmaktan bile kaçındığınızı, yanlış anlaşılmaktan korktuğunuzu ve daha bir çok duygu, düşünce ve his içinde olduğunuzu biliyorum.

Şimdi size bir sır vereyim. Hepimiz korktuk, yaşadıklarınızı yaşadık ve hissettiklerinizi hissettik.

O yüzden size bu yazıyı, Tango’ya başladığında ve dans eden insanları gördüğünde “ne kadar yakın” diye yüreği ağzına gelmiş, şimdi ise dans ederken hiç tanımadığı birine, hayatındaki en değerli kişiymiş gibi sarılan biri olarak yazıyorum.

“Coğrafya kaderdir” sözüne inananlardanım. İnancım, bu kaderi kabullenmekten ziyade, coğrafyanın getirdiği avantajlar yada dezavantajlar olduğuna inanmak. Cinsiyetler üzerine yüklenen misyonlar, baskılanan cinsel kimlikler, kadın-erkek eşitsizliği, mahalle baskıları, tabular, ötekileştirmeler, önyargılar, dinsel ve kültürel öğretiler derken, başka coğrafyalarda önemsiz olan birçok durumla mücadele etmek ve bunları aşmaya çalışmak da bizim coğrafyamızın kaderi.

Bu sebeple, hepimiz birçok mental yükle Tango’ya başlıyoruz diyebilirim.


Her ne kadar, nasıl bir dans olduğu bilinciyle gelmiş olsak da Tango’ya yeni başlayanlar için aşılması gereken en zor eylem, birine temas etmek ve birine sarılmak olsa gerek. Sadece karşı cinse sarılmaktan bahsetmiyorum. Herhangi birine sarılmak yeterince zor olsa gerek. Sarıldığının farkında olarak… Hiçbir gerekçenin arkasına sığınmadan… Salt birine sarılmak için sarılmak… Bazılarımız için, bir coğrafyadan başka bir coğrafyaya göç etmek demek bu biliyorum.

Halbuki sarılmak, biriyle bağ kurmanın en doğal, en içten ve en direkt yolu.

Biriyle halay çekerken tuttuğumuz el bizi utandırmıyor, tedirgin etmiyorken, karşımızda duran kişinin elini tutmak neden bizi mahcup yada tedirgin ediyor? Karşımızdakini tanımadığımız için mi? Karşımızdakine güvenmediğimiz için mi? Belki de ilk defa cinsel yada tercih ettiğimiz kimliğimizle bilinçli bir rolün içinde olduğumuz için mi?

Birine sarılmak için güven duymak gerektiği, güven duymak için de birini tanımak gerektiği tartışmasızdır. Fakat güven duymak kadar, temas etmek, dokunmak, sarılmak da bir ihtiyaçtır ve kime sarıldığımızdan bağımsız, sarılmanın kendisidir bence insana iyi hissettiren.

Bu sebeple, birine sarılmak, benim için bir kişisel alan ihlali değil, bir çeşit sosyal anlaşma-ilişki yöntemidir.

Sınırlarını benim belirlediğim ve partnerimin de buna saygı duyduğu bir sosyal anlaşmadır bu. Aynı şekilde, sınırları partneriniz tarafından belirlenmiş ve sizin saygı duymak durumunda olduğunuz bir sosyal anlaşma.

Peki nereden geliyor bu birine sarıldığımızdaki savunmasızlık, tedirginlik hissi?

Kendi başlangıç günlerimi hatırlıyorum… Sene 2011. Bir çoğumuz gibi “Scent of a Woman” filmindeki, bugün aslında sosyal tangoyla hiç ilgisi olmadığını anladığım dans sahnesinin ve Itzhak Perlman’ın  “Por Una Cabeza” şarkısının büyüsüne kapılmış, çok aşık olduğum sevgilimden yeni ayrılmıştım. Duygusal olarak kimseyle temas edecek halde değildim. Üstelik Yozgatlıydım ve on iki yıl halay çekmiştim... Yani Arjantin gerçekten başka bir coğrafyaydı…

Derken, bir arkadaş ortamında tanıştığım latin dansçısı bir arkadaşımla konu halaya gelince, aslında ne olduğu hakkında hiçbir fikrim olmayan Tangoya başlamak istediğimi söyledim. Sonra onun davetiyle, Ankara’da ilk tango dersime başladım.

İlk dersler, bireysel yürüyüşler, partnerle yan yana yürüyüşler derken çok da birine temas etmek zorunda kalmadan geçiverdi. Sonraki dersler karşılıklı açık (mesafeli) tutuşlar, sonra zamanla, yarı kapalı/kapalı (daha az mesafeli/mesafesiz) tutuşlar başladı.

O günlerde birine temas ederken, sarılmaya çalışırken benim için en zor şey neydi emin

olamıyorum. Avukat kimliğimi dışarıda bırakmak ve özgürce hareket etmek mi (çünkü sarıldığım herkes potansiyel müvekkilim olabilirdi ve ben asla, zaten 50 kilo ve henüz 26 yaşındaki kendimin avukatlığına zeval gelsin istemezdim.)? Dominant kişiliğimden ödün vermek mi? Laf atılmasın, taciz edilmesin, güçsüz görünmesin diye hep baskıladığım kadın kimliğimi giyinmek ve içimdeki kadını keşfetmek mi? Dansta takipçi olarak kontrolün bende olmaması mı? Yoksa bir Yozgatlı olarak, aman fazla hevesliyim gibi anlaşılsın istememek mi? İşte ben de omuzumda kendime yüklediğim ve bana yüklenen bir sürü yükle başladım Tango’ya.

Çok sık dans ettiğim sınıf arkadaşlarıma bile, isimleriyle birlikte “bey” diye hitap etmeyi bırakmam uzun zamanımı aldı. Neyse ki aynı zamanda cana yakın, sosyal ve girişken kişiliğimin de etkisiyle, zamanla tüm kaygılarımı, sıfatlarımı ve yüklerimi stüdyonun dışında bırakmayı öğrendim.

Tabiiki bu süreçte, hocalarımın, insana kendini güvende hissettiren eğitim ve tutumları, ayrıca stüdyodaki “güvenilir ortam”, işleri hepimiz için kolaylaştırıyordu.

Tango ve İletişim üzerine yazdığım yazıda da bahsettiğim gibi, Tango önce kendimizle ilişki kurmayı öğrendiğimiz, partnerimizin bizi aynaladığı ve bize kendimizi fark etme, tanıma ve kendimizle yüzleşme şansı veren bir dans. Ben de kendi Tango yolculuğumda, kendimi daha çok tanıyıp, yüzleşip, değiştim, geliştim ve dönüştüm.

Tango’nun kapsayıcı ruhu içinde, ne iş yaptığından bağımsız, nasıl göründüğünden bağımsız, kim olduğundan bağımsız, sadece Tango’yu seven ve dans etmek isteyen insanların arasında herhangi bir insan oldum.

Önce derslerde sınıf arkadaşlarıma, sonra stüdyodaki diğer dansçı arkadaşlarıma, zamanla milongalarda tanımadığım diğer dansçılara, sonra festivallerde ve maratonlarda tüm dünyadan dansçılara sarıldım. Sanki hepsini yıllardır tanıyor gibi, sanki dünya benimle aynı duyguları hisseden insanlarla çevrili gibi, sanki hepsi en yakınım gibi…

Sarıldıkça içimdeki bozkırı paylaştım, içlerindeki okyanusu, denizi, ormanı aldım sanki…

Sarıldıkça arındım, sarıldıkça affettim, sarıldıkça büyüdüm, sarıldıkça çoğaldım, sarıldıkça özgürleştim…

Birine sarılmak için onu tanımayı bırakalı çok oldu. Hani sevdiğiniz birinin, sevdiği kişiyi siz de otomatik olarak seversiniz ya! Ben de Tango’yu sever ve ona güvenirim. Tango benim seçtiğim ailem gibidir. Dünyanın dört bir yanına dağılmıştır sevdiklerim. Görmesem de tanımasam da severim onları ve bir gün karşılaştığımda öyle özlemişçesine sarılırım. Bu benim genel geçerimdir.

Lakin bu demek değildir ki, tüm temaslar, tüm sarılmalar insana kendini iyi hissettirir. Özellikle de bir kadına… Çünkü kişisel alan ihlali ile, gerektiğinde sınırları korunan bir temas arasında incecik bir çizgi vardır. Bir avukat ve bir dansçı ve eğitmen olarak söyleyebilirim ki, eğer size kendinizi kötü hissettiren bir temas içinde olduğunuzu düşünürseniz, hiçbir gerekçe gösterme zorunluluğu hissetmeden o dansı bırakın. Ne nezaketen, ne kendinizin yanlış anlıyor olabileceğini düşünerek, ne de başka bir sebeple, kendinizi kötü hissettiğiniz bir duruma maruz bırakmayın. Çünkü hissettiğimiz şeyi her zaman tanımlayamasak da hisler her zaman doğruyu söyler ve biriyle temas etme, samimi olma ve ilişki kurma eşiklerimiz hepimiz için farklıdır.


Bu yüzden, eğer Tango’da henüz yeni iseniz ve kendinizi kötü hissettiğiniz anlar yaşıyorsanız, bu konuyu mutlaka eğitmenleriniz ile paylaşın.

Ben herşeye rağmen, sarılmanın şifasına, beni ve dünyayı daha iyi bir yer yaptığına ve sarılmanın gönülden gönüle giden gizli bir yol olduğuna inananlardanım ve Arjantin’den Yozgat’a dokunan Tango’ya minnettarım.



928 görüntüleme2 yorum

Hakkımızda

istanbulTANGO

Bize Ulaşın

istanbulTANGO’nun kurulduğu günden bu yana tangoyu gönülden seven bu uğurda en iyisini yapmayı kendine hedef seçen bir kadrosu vardır. Eğitmenleri uluslararası arenada saygı gören, seminerleri ve gösterileri için devamlı davetler alan tecrübeli isimlerdir. Tamamen Tango için tasarlanmış Taksim, Kızıltoprak, Mecidiyeköy ve Bakırköy'de toplam 10 adet derslik ile sadece Arjantin Tango dalında eğitim yapan kurumlar arasında Türkiye ve Avrupa da benzersizdir.  Başlangıç seviyeden itibaren planlı uygulanan müfredatı, doğru seviye belirleme ve uygun eğitime yönlendirme, yeni sezon itibari ile  uzman eğitmenler eşliğinde pratikler, Kadın ve Erkek tekniği çalışmaları, Buenos Aires’den konuk eğitmenler, teorik dersler ve özel çalışmalar ile kendinizi Tango dolu bir Cennette bulacaksınız. Unutmayın sonradan degil ilk baştan doğru adresle başlayın, vakit kaybetmeyin.

istanbulTANGO-Taksim(333)

Sıraselviler Caddesi No:33/3 Taksim  Beyoğlu-İSTANBUL

DERSLER

TANGO

GİZLİLİK SÖZLEŞMESİ

Itri Dede Sok. No:1 Kat:6 Kızıltoprak Kadıköy/İSTANBUL

istanbulTANGO-Kızıltoprak(otra)

SIK SORULAN SORULAR

Avni Dilligil Cad. No.6 Köroğlu İş Merkezi D:4 Mecidiyeköy

Şişli / İSTANBUL

istanbulTANGO-Mecidiyeköy

istanbulTANGO-Bakırköy

Zeytinlik Mahallesi Halkçı Sokak Yavuz İş Hanı no. 30

Bakırköy / İSTANBUL

esdanslogo.png
tangoto.jpg
bodrum.jpg
pasted image 199x79.jpg